Eski Yunan kültürünün doğu kültürleriyle teması sonucu ortaya çıkan fikir, sanat ve felsefe akımlarının tamamına verilen addır. M.Ö. 323 yılıyla Hele
Eski Yunan kültürünün doğu kültürleriyle teması sonucu ortaya çıkan fikir, sanat ve felsefe akımlarının tamamına verilen addır. M.Ö. 323 yılıyla Helenistik çağın son büyük imparatorluğunun Roma’nın bir parçası olduğu M.Ö. 30 yılı arasındaki dönemin felsefesine verilen isimdir. İskender’in Asya seferleri kültür bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Kültür tarihi bu seferler sayesinde ilerleme göstermiş ve Doğu ve Batı kültürleri arasında karşılıklı diyalog kurulmuştur. Bu iki kültürün karşılaşmasında “Helenizm” adı altında bir akım oluşmuştur. Helenizmin karakteristik özelliği, bir yandan Yunan kültür ve düşüncesinin doğuya yayılması, öte yandan doğunun dini düşüncelerinin batıya girmesidir. Helenizm, bu karşıt yönlerden gelen akımların birbiriyle karışıp birleşmesinden oluşmuştur. Bu çağda insanlar kendilerini herhangi bir kentin ya da devletin uyruğu olarak değil, dünya yurttaşı olarak düşünmeye başladılar. Stoacı ve Epikurosçu felsefeler bütün insanların kardeşliği düşüncesini işledi. Onlara göre, iyi bir yaşam onu arayan herkese açıktı. İnsan ister zengin ister yoksul, ister köle ister özgür olsun, bilgelik yoluyla erdeme ve mutluluğa ulaşabilirdi.
Yunan kültür merkezlerinden çok uzakta bulunan Baktriyan ve Hindistan’da helenizm ve şehir kültürü başlangıçta büyük ilerlemeler kaydetmekle beraber tam olarak gelişememiş, yalnız Baktriyan sikkeleri ya da Gandhara greko-budhik heykeltraşlık eserlerinin gösterdiği gibi sanat alanında uzun süre önemli bir etken olmuştur. Helenizm kültürünün gücü bir taraftan yaratıcı bir karakter taşımasında, klasik çağlarındakinden hiçte aşağı olmayan bir takım değerler ortaya koyabilecek kadar olgunlaşmasında, daha önceleri olduğu gibi belirli bir şehre ya da bir bölgeye bağlı kalmayıp tüm Yunanların ortak malı olmasında yani evrensel bir nitelik taşımasında, diğer taraftan yüksek ve egemen sınıfları fethetme yollarını bulmasındadır.
Helenistik Felsefe
Hellenistik felsefede ön plana çıkan çalışma alanı ya da disiplin, etik olmuştur. Bunun nedeni, bireyin amacına ulaştığı, iyi bir yaşam sürdüğü, kendisini her bakımdan evinde gibi hissettiği kent devletinin yıkılması, kent devletinin yerini alan imparatorlukla birlikte, bilinen dünyanın sınırlarının genişlemesi ve bireylerin kaçınılmaz bir biçimde dünyaya topluma ve kendilerine yabancılaşması, yalnız ve başıboş kalmasıdır.
Helenizm Kültürü nedir
Helenizm kültürü sahip olduğu güç ve dikkate değer bir sirayet yeteneği sayesinde Yunan dünyasının sınırlarını aşarak içinde bir tek Yunanlı bulunmayan ülkelere de girme yollarını bulmuş, bu ülkelerin kültüründen az çok etkilenmekle beraber bu kültürlerin başka bir renk almasında büyük rol oynamıştır. Helenizm kültürü doğu ülkeleri kadar batı Akdeniz ülkelerini, en çokta İtalya, Galya ve İspanya’yı etkisi altına almıştır. M.Ö. 3. yüzyıldan başlayarak Roma’ya, bu şehrin henüz parlak bir geçmişi ve eski bir kültür geleneği bulunmadığı ve kültür hayatının her alanında her şeyi yeniden öğrenmek ve kurmak zorunda bulunduğu bir dönemde girmeye ve en çok edebiyat, din, sanat olanlarında kendini göstermeye başlamıştır.
Helenizmin özellikleri
Helenistik felsefenin en önemli özelliği, bu felsefenin konularını mantık fizik ve etik şeklinde düzenlemesidir. Mantık, Aristoteles’ten miras alınan bir tavırla, bilgi teorisini de kapsayacak şekilde, doğru bilgiye ulaşmanın yöntemi ve felsefenin vazgeçilmez aracı olarak görülmüştür. Nitekim, bu anlayışın bir sonucu olarak, özellikle Stoacılar mantık alanına çok önemli katkılar yapmışlardır. Aynı şekilde, fizik de arka planda kalıp, yalnızca etik için bir temel ve hazırlık olma fonksiyonunu yerine getirmiştir. Bundan dolayı, bu dönemde filozoflar, fizik ya da varlık alanında yeni teoriler geliştirmek yerine, Sokrates öncesi doğa filozoflarının görüşlerini aynen benimsemişlerdir. Bu bağlamda, Stoacıların Herakleitos’un fiziğini Epiküros’un ise Demokritosun atomcu görüşünü pek büyük bir değişiklik yapmadan benimsediğini söylemekte yarar vardır.
Helenizm Mimarlığı
Helenizm mimarlığı, belirli kurallara uymamasıyla Yunan mimarlığından aynlır. İyon, Dorya da Korint üsluplarından alınmış öğelerin Yunan mimarlığının tersine aynı yapıda bir arada kullanılması; kemer gibi Doğu kökenli mimarlık öğelerinin, düz çizgilerin keskinliğini yumuşatarak yapıların daha hareketli bir görünüm kazanmasına yol açması, yapı yüzlerinde oluşturulan derin girintilerle ışık-gölge etkisinin sağlanması Helenizm mimarlığına özgü özelliklerdir. Bir arayış içinde olan Helenizm mimarlığı, bu niteliği ile Yunan ve Roma mimarlıkları arasında bir köprü oluşturur.
Yorumlar